Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Psikiyatristler, insanoğlunun yaşadığı travmatik ayrılık ve kopuşları ikiye ayırır: Semptomları ve ağrıları sonra çıkan sezeryan doğum travmaları ve acısı sindire sindire yaşanılan ve doğumla birlikte bütün semptomların bittiği normal doğum travmaları. Ehli Beyt gerçeğini keşfettiğim ve Sünni kabuğumdan çıktığım “sezeryan doğum” travmatik tecrübemden sonra düşüncelerim ve kaygılarım iflah olmadı bir daha. Pesimist hale dönüşen bendeki Sünni dünyasına yönelik düşüncelerim, bu tip haberleri okudukça ve şahit oldukça daha da pekişiyor.
Geçen hafta el-Jazeera kanalında el-Şeria ve el-Hayat adlı programda Suriye hakkında kendisine yöneltilen soruları yanıtlayan Müslüman Alimler Birliği’nin Başkanı Yusuf el-Kardavi, “Zalim hükümetle bir olup savaşan Müslüman dahi olsa katli vaciptir. Bunlar asker olsun medeni olsun, cahil olsun alim olsun fark etmez. Bu zalimlerle ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlarla savaşmayanlar da onlar gibi zalimlerdir. Onlarla savaşmak farz ayndır.” açıklamasını yaptı.
Nedense hiçbir sünni alim, gazeteci, yazar, düşünür, akademisyen, hatta bütün beklentimi normal halka indirmeme rağmen hiçbirinden bu hiddeti ve şiddeti İsrail ya da Amerika’ya karşı bu hassasiyeti ve dini endişeyi ne gördüm ne de duydum.
Şeyhimiz Kardavi çok değil daha 2009 da Suriye’yi ziyaret etmiş ve Irak işgaline karşı cesurca durduğu için “Esed’i saygıyla selamlıyorum. Irak işgalinde Irak’ın yanında olmuş, doğruları uluslar arası alanda haykırmış, Amerika’nın bölgeyi kendi heva ve hevesine göre şekillendirmesine ve işgalci emellerine karşı daima düşman olmuş ve ona “Hayır” diyebilmiştir. İnşallah Suriye başı dik olarak her zaman Amerika’nın karşısında kalacaktır. Lakin bir gün Beşşar Esad’ın sonu da korkarım ki Irak gibi olacak” ifadesini sarfetmişti. Ne oldu, ne değişti ki dün mücahit olarak ilan ettiği Beşşar bugün o ve onun destekçileri kafir olarak yine kendisi tarafından aforoz edildi?
İsrail’i dost, Müslümanları düşman edinen, İslami ilimlerde müçtehid/ordinaryus derecesi olan bu otoritemiz geçtiğimiz yıllarda İsrailli haham ve dini liderlerden aldığı plaket ve çiçeklerin yer aldığı, onlarla sarılarak samimi pozlar verdiği resimleri ne çabuk unuttu.
2 yıl önce 15 yıllık eşini bile bırakın İslami ahlaka, evrensel ahlaka ve hukuka sığmayacak şekilde kendisine haber vermeden boşayan Kardavi gibi adaletten ve hukuktan nasibini almamış birisinden biz zaten dini hassasiyet beklentisi içinde değiliz. Bir müçtehide yakışmayacak şekilde aşk hatıratını yayınlayan bu sünni allamemizin ancak boşanmasından sonra başka yüzleri ve gizli kalmış meziyetleri de ortaya çıkmış oldu. Eski karısı Esma geçtiğimiz yıl, Kardavi’nin 2010 yılında defalarca Mossad ile gizli görüşme yaptığını, Amerikan Parlementosu Yahudi Lobilerinden farklı sertifikaları ve ödülleri olduğunu ve Kardavi’nin İbranice’yi ana lisanı gibi bildiğini bütün dünyaya ifşa etmişti. Bu yüzden Katar Emiri’nin Kardavi’yi dini baş müsteşarı olarak gördüğünü ve onun sayesinde bütün icraatlarını meşrulaştırdığını belirtmişti.
Zaten alimi zincire bağlı bir toplumda sizce şâgirdi nasıl olur? Şuruq gazetesinin yaptığı bir habere göre ise Katar Emiri Şeyh Hamed b. Halife Kasım ayında İsrail’i ziyaret ederek iki ülke arasındaki işbirliği üzerine müzakerelerde bulunacak. Tarihte ilk defa gerçekleştirilecek olan bu ziyaret İsrail ve Katar arasında geçtiğimiz hafta kesinliğe kavuştu. Haberin yayınlandığı gazetede, Ortadoğu’nun en zengin 33 adamından birisi olan Filistinli iş adamı Münib el-Masri’nin bu yakınlaşmada çok önemli rolü olduğunun altı çizilmiş. Belliki Sünni Arap dünyası Obama’nın İsrail’den 2 hafta önce yaptığı ikazları aynen bizim gibi ciddiye almış ve ellerini çabuk tutmuşlar.
Bir diğer evlere şenlik haber ise, Mısırlı Selefi alimlerinden Ahmet Ferid’in dün çıktığı bir televizyon programında “ Mursi’nin Şia’yı Mısır’a girdireceğini bilseydim ona değil Ahmet Şefik’e verirdim oyumu” ifadesidir. İsrail yatırımını ve anlaşmalarını hiçe sayıp, bunun üzerine bir cümlelik bir sitem bile yayınlamaya gerek duymayan bu alimler Mısır’ın bir Müslüman ülkesiyle olan yakınlaşmasını esefle karşılayacak kadar zavallı konumdadırlar.
Sırada öyle bir haber var ki Mısır’dan, hiçbir haber kanallarında ya da haber sitelerinde geçmeyen, geçse de küçük puntolarla, ekonomi sayfalarında önemsiz bir habermiş gibi üç-dört cümleyle geçiştirilmiş bir haber var. Haberde, Mısır Adalet Bakanı Ahmet Mekki’nin, Mısır hükümetinin İsrail’e ihraç edilen Mısır gazının Mübarek döneminden daha da ucuza satılması için gerekli yeni kanun tasarasına sıcak baktıklarını bildirdi. Nasılki İsrail’in bizimle stratejik ve askeri düzeyde ziyaret ve talepleri bırakın dünya basınında Türkiye basınında bile çıkmadıysa, çıksa da üstünkörü bir haber olarak çıkmıştır, Mısır’ın bu gerçek yüzü de hiçbir zaman dünya basınına yansımayacaktır. Ama eski bir sünni olarak yaşadığım “sezeryan doğum” travmasından sonra obsesyon haline dönüştürdüğüm Sünnilerin acınacak bu durumu elbetteki benden ya da benim gibi travmatik tecrübe yaşamış olanlardan kaçmaz, kaçmamıştır, kaçmayacaktır biiznillah.
El-Jazeera haber sitesi köşe yazarı Yaser el-Zaatire ise uzun süredir takip ettiğim gazetecilerin başında gelmektedir. Obamanın uyarısını gazeteciler güruhunun satılmışlar listesinin en tepesinden takip eden bu gazeticimiz, yaklaşık 1 aydır İran’a karşı Arap kamuoyu oluşturmak için muazzam bir kara propaganda telaşındadır. Uzun süredir yazılarını gülerek okuduğum ve hiçbir ilmi, akli, dini, mantıki zemin üzerine oturtamadığı komplo teorilerine taş çıkartacak iddialarla dolu yazılarına bugün en dehşetengizini eklemiş ve son yılların en satılmış Arap zihniyeti örneğini ortaya koymuş adeta!
Yazısının ana fikrinde şunları iddia etmektedir: “Suriye dosyası İran için Rusya’nın Afganistan’ı haline dönüşmüştür. Nasılki Rusya Afganistan’ı işgal sevdasıyla dağılmıştır, İran da Suriye sevdası yüzünden dağılacaktır. Çünkü İran, Suriye üzerinden bölgedeki hegemonyasını güçlendirmek istemektedir. “Şam’ı savunmak Tahran’ı savunmaktır” sloganını ağzından düşürmeyen İran’ı ne tehdit edebiliyordurki 30 yılı aşkındır süren hegemonic endişelerinden başka! Nasılki Afganistan Ruslar tarafından işgal edilmiştir, Suriye de İranlılar tarafından, Lübnan da Hizbullah tarafından işgal edilmiştir. Rusya’nın maddi ve askeri olarak desteklediği Suriye hükümeti İran’ın milyar dolarlık yardımlarıyla ayakta kalmayı başarmaktadır, yoksa nasıl bu kadar süredir ayakta kalmayı başarabilir! Nasıl ki Afganistan için mücahitler Pakistan sınırını kullanmıştır, Suriye mücahitleri de Türkiye kapısını kullanmaktadır. Rusya Afganistan üzerinden bölgeye kominizmi yaymaya çalışmıştır, İran da Suriye üzerinden bölgeye Şiiliği yaymaya çalışmaktadır. Zavallı İran’ın gözünü nefret, kin, gurur ve kibir öyle bürümüştür ki Sovyetlerin başına gelenin kendi başına geleceğinden zerre şüphe duymamaktadır.”
Arap dünyasının “en prestijli” haber sitesinin her hafta en az 2 köşe yazısı yazdırdığı Zaatire’nin ilmi seviyesi ve artık siyaset bilimcisi 1. Sınıf öğrencisinin bile yazamayacağı kadar basit ve bayağı makalesinden size yaptığım alıntılar böyleydi…
Bu alıntılar beni bir anda 2010 yılındaki bir habere ışınladı adeta. Hatırlanacağı üzere, 2010 yılında Kral Abdullah’ın İsrail ile olan diplomasisini ve ilişkilerini “normalizasyon” safhasına taşımak için Newyorkta başlattığı uluslararası dinlerarası diyalog konferansına tabi ki İsrail de katılmıştı. (Obama’nın geçtiğimiz ay İsraillilerle ilişkilerini normalleştirmeleri hususunda Araplara yaptığı uyarının 1. versiyonu). O zamanlar Ezher şeyhi olan "merhum" Tantavi, o konferansta Şimon Peres’le çok samimi bir şekilde el sıkışıp konuşmuştu. Tantavi, televizyonda yayınlanan bir röportajda spikerin bu konuyla kendisine yönelttiği sorulara akıllara durgunluk verecek şekilde pişkin ve üstüne üstlük yüzsüzce cevap vermiş ve onu azarlamıştı. Mısır televizyonu bu röportajın yayınlanmasını hemen yasaklamıştı.
Bir yanda Ehli Beyt öğretisini ilke edinmiş ve eşref’ul mahlukat olmak için köleliği reddeden Müslümanlar, diğer yanda İsrail’i ve Amerika’yı dost edinmekle yetinmemiş bir de dost edinmeyenlere karşı aşağılık kompleksi ve büyük bir nefretle cephe alan zavallı köleler… Bu kölelerin merhum olmuş alimi (!) Tahtavi’nin İsrail ve Gazze hakkındaki duruşunu aşağıda size hiçbir ekleme yapmadan sunuyorum..
“Lut’un ailesini memleketinizden çıkarın, çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlardır” diyen kafir Lut kavmi nasılsa Hz.Muhammed’in de köle olmuş bu ümmeti aynen öyledir…Temiz kalmayı beceremeyip üstelik temiz kalmak için çabalayan ve köleliği reddeden Ehli Beyt inancına tutunmaya çalışan ümmeti de çekemeyip onlara karşı cephe alan…
Spiker: Selamunaleykum hocam
Tantavi: Aleykum Selam
Spiker: Yeni yıllar sayın efendim
Tantavi: Size de hayırlı olsun.
Spiker: Acaba sayın imam, Şimon Perez ile tokaşmanızın nedenlerini öğrenebilirmiyiz?
Tantavi: Ben böylesine bayağı ve basit bir soruya cevap verecek değilim,
Spiker: Ama efendim, biz sadece şunu bil…
Tantavi: Bu soru benim konuşmamı gerektirecek bir soru değil, çok aşağılık ve bayağı bir soru.
Spiker: Biz sadece şunu bilmek istiyoruz…
Tahtavi: Sen bilmesen de olur..
Spiker: Biz sizi ne kadar çok seviyor ve takdir ediyoruz biliyorsunuz sayın hocam, şeyhim.
Tahtavi: Sen ne bilmek istiyorsun, birisi yanıma geldi ben de ona selam verdim hepsi bu.
Spiker: O mu sizin yanınıza geldi, siz mi onun yanına gittiniz?
Tahtavi: Onunla ben aynı mekandayız zaten, o yanımdan geçiyordu elini uzattı benimle tokalaşmak için ben de tokalaştım
Spiker: Yani tokalaşmak için ilk adımı o mu attı?
Tahtavi: Evet tabiki de.